RUSÇA ATASÖZLERİ ve DEYİMLER

Ruslar "bir sinekten fil yapar", Fransızlar "hiçbir şeyden bir dağ yapar", İngilizler "köstebek yığınından bir dağ yapar’, Türkler ise "pireden deve yapar" ve bunlar bir şey abartmak veya ufak bir olaydan büyük bir problem yaratmak anlamına gelir. Bu deyimin ana vatanı Yunanistan, Eski Yunan yazar Samsatlı Lukianos böyle bir ifadeyi ilk kez bir eserine ‘Sineğe övgü’ adını vererek kullanmıştır. 

Doğrudan tercümesi ‘Beyaz karga’ olan bu ifade; hareketleri, görünümü, düşünceleri farklı bir kişi anlamındadır. Bilimde özel bir terim var; albinizm. Saç ve deride bulunan renklerden sorumlu pigment yoktur. Karga albino doğada çok nadir rastlanır.

"Mavi kan"ın anlamı, yüksek sosyal mevkiye sahip insanlara, aristokratlara ve Kraliyet ailesi üyelerine verilmiş bir isimlendirmedir. Genellikle, beyaz tenli insanlarda damarlar mavimsi bir renkte görünür ve bu deyim bu nedenden dolayı ortaya  çıkmıştır. 

Doğrudan tercümesi ‘Kafasında rüzgar’ olan bu ifade; ciddi olmayan, düşüncesiz bir kişi olduğu anlamı gelir, bu tabire göre boş bir kafada rüzgar yürür. Bu deyimin Turkçe’de eş anlamlısı ‘Başında kavak yelleri esmek’tir.

"Kara mizah" hastalık, cinayet ve ölüm gibi olumsuz konular üzerine inşa edilmiş alaycı bir mizah türüdür. Terim Fransız kökenlidir («humour noir»). İlk kara mizah örnekleri 19. yüzyılda görüldü, ancak yaygın şekilde kullanılması 20. yüzyılın ortalarını buldu. 

 

Doğrudan tercümesi ‘Burun asmak’ olan bu ifade; başarısızlık durumunda üzülmek, üzgün olmak. En başta bu ifadenin genişlemiş şekli «Вешать/повесить нос на квинту» (burnunu tiz teli asmak) idi. Tiz teli, en yüksek keman dizesidir. Bir müzisyen kemanı çaldığında, başını çok alçaltır ve burnu neredeyse kemana dayanmış olur. Başı kemana düşmüş olan müzisyen sanki moralinin bozuk olduğu izlenimi verir. Daha sonra bu ifade kısaltmış ve şimdi "Вешать/повесить нос" olarak kullanıyoruz.

“Burnundan çekmek” (Kandırmak, birini yanılgıya düşürmek, bir şey için söz verip yerine getirmemek) Bu deyimin kökeninin hikâyesi panayır gösterilerine dayanmaktadır. Romanlar (çingeneler) panayırlar ve pazarlarda ayılarla gösteri yaparak insanları eğlendirirlerdi. Hayvanları burunlarındaki halkadan çekerek gösteriye çıkarırlar ve çeşitli numaralar yapmaya zorlarlardı. Aynı zamanda bir parça şeker verecekmiş gibi zavallı hayvanları kandırırlardı.

«Sarı basin» ifadesi ABD'de doğdu. 1895 yılında New York Gazetesi "The World", okuyucuların dikkatini çekmek için orijinal bir yol buldu. Gazete sayfalarında haberlere yorum yapan  sarı gömlekli çocuğun resmi ortaya çikti. Yakında, bu karakter "sarı çocuk" olarak adlandırıldı. «Sarı çocuk» sayesinde «The World» gazetesi çok popüler hale geldi, ve en büyük rakibi «New-York Journal» da benzer bir karakter çizimi ile haber yayınladı. Kısa zamanda iki gazete arasında ciddi bir anlaşmazlık patladı ve sonra «sarı çocuk " telif hakkımdan dolayı dava açıldı. 1896'da, ‘New York Press’ editörü gazetelerin davasıyla ilgili bir makale yayınladı ve onları «sarı basın» olarak küçümsedi. O zamandan beri, ucuz, güvenilmez sansasyonlar ve skandallar hakkında haber yapan basin, «sarı» olarak adlandırılır.

“Göze toz atmak/kaçırmak” deyimi hakikatle örtüşmese de kendini ve konumunu kandırma veya sahtekârlık yoluyla en iyi şekilde gösteren bir insanın sözleri ve davranışları anlamına gelmektedir. Kısacası, Türkçe'de karşılığı 'Göz boyamak'tır. Avrupa’nın bazı dillerinde, daha doğrusu Almanca ve Fransızcada da anlam bakımından benzer ifadelerin bulunduğunu belirtelim. Bu ifadelerin kökü Latinceye dayanmaktadır. Gladyatörler rakiplerini mücadeleden elemek ve yanıltmak amacıyla arenadaki kum veya tozu rakibinin gözüne atarak kör etme gibi bir yönteme sık sık başvururlardı. Bu tarz bir tuzak sadece Antik Roma’da değil, aynı zamanda Eski Rusya’daki zorlu yumruk karşılaşmalarında da kullanılırdı.
.
Örneğin: Ты мне пыль в глаза не пускай, а расскажи, как всё было на самом деле. / Gözümü boyamayı bırak da her şeyin aslında nasıl olduğunu anlat bakalım.

Türkçe karşılığı 'Dilin ucunda olmak'.

Deyimin 1. anlamı: benzer bir şeyler hafızada gelip giderken, tam hatırlayacakken. Birinin, çok bilinen bir şeyi hatırlamaya çalıştığı ama şu an için aniden unuttuğu durumda söylenir. (İsim, herhangi bir kelime)

Örneğin: Был у нас одноклассник... эээ... забыл фамилию... на языке вертится его имя, а вспомнить не могу. / Bir sınıf arkadaşımız vardı… soyadını unuttum… adı dilimin ucunda ama hatırlayamadım.

2. anlamı ise: çok sormak veya söylemek istendiğinde.

Örneğin: Он очень хорошо знал своего брата и сразу понял, что у него на языке вертится какой-то вопрос. / Kardeşini çok iyi biliyordu ve dilinin ucunda bir sorunun olduğunu hemencecik anladı.

Türkçe karşılığı 'Taşları yerine oturtmak'tır.

Tüm detayları net olarak incelemek, düzene koymak, sistematik hale getirmek, açıklığa kavuşturmak.

Örneğin: Так, Андрей, объясни всё по порядку. Давай разберёмся, разложим всё по полочкам и, в конце концов, решим твою проблему. / Andrey, her şeyi sırasıyla açıkla bakalım. Anlayalım, taşlar yerine otursun ve nihayetinde sorununu çözelim.

Deyim 'Говорить / беседовать по душам' Türkçe karşılığı 'Samimiyetle konuşmak, dertleşmek'tır.

İçten, tamamen açık ve kalpten konuşmak anlamına gelir.

Örneğin: Настя, давай поговорим с тобой по душам. Pасскажи мне о своих проблемах. И, может быть, я помогу тебе чем-нибудь. / Nastya, hadi seninle dertleşelim. Bana problemlerini anlat, belki sana bir yardımım dokunur.

Deyim 'Делать/сделать вид' Türkçe karşılığı '-mış gibi yapmak, bir şey havası vermek'tır.

Bir şey görüntüsü vermek, herhangi bir işi taklit ederek numara yapmak.

Örneği: Лекция была скучной, студенты ничего не записывали, а только делали вид, что им интересно. / Ders sıkıcıydı. Öğrenciler hiçbir şey not etmedi. Sadece ilgilerini çekiyormuş havası verdiler.

Он лежал на кровати, делая вид, что спит. / Uyuyormuş gibi yaparak yatakta yatıyordu.

Deyim 'Водой не разольёшь (не разлить)' Türkçe karşılığı 'Aralarından su sızmıyor.'

Çok iyi arkadaş olan, ayrılmayan, her zaman beraber olan.

Bu ifadenin kökeninin iki versiyonunu bulmak mümkün. Başlıca versiyon bizleri Rus köylerinde bulunan bir yönteme, iki öküzün dalaşmasını su dökerek durduran bir yönteme götürüyor.

Daha nadir rastlanan bir versiyona göre itişen öküzlerin yerini dalaşan adamlar alıyor. Peki arkadaşlık bunun neresinde diye sorabilirsiniz. Fakat düşmanların soğuk duş vasıtasıyla araları açılabiliyorsa hakiki arkadaşlara bu dahi etki etmez. Bilinemez fakat belki de geçmiş zamanlarda arkadaşların suyla ayrılıp ayrılmadığını kontrol etmek için hakikaten de soğuk su dökmüşlerdir.

Örneğin: Они такие дружные братья! Водой не разольёшь – везде вместе! / Onlar öyle iyi kardeşler ki! Suyla ayıramazsın, her yerde beraberler.

Deyim 'Брать/взять себя в руки' Türkçe karşılığı 'Kendine hakim olmak'tır.

Kendini toparlanmaya zorlamak, hislerini tam olarak kontrol edebilmek.

Örneğin: Ты же сказала, что на диете, а сама заказала торт! Возьми себя в руки, Катя! Не ешь так много сладкого! / Sen diyetteyim demedin mi? Pastayı da kendin sipariş ettin! Kendi topla biraz, Katya! Bu kadar çok tatlı yeme!

«Болтать языком» halk dilinde ‘çok konuşmak’ demektir. Türkçe karşılığı çene çalmak, gevezelik yapmaktır.

«Болтать глупости» - saçmalamak, saçma şeyler konuşmak.

«Болтать без умолку» - dır dır etmek, durmadan çene çalmak.

Örneğin: Подруга, ты много болтаешь! / Arkadaşım çok çene çalıyorsun!

Deyim "Взяться/браться за ум" Türkçe karşılığı 'Aklı başına gelmek'.

Sıkı çalışmaya başlamak, ciddi olmaya karar vermek.

Örneğin: Дочь, ты все лето ничего не делала, возьмись за ум! В следующем году в университет поступать надо!

Kızım, bütün yaz boyunca hiç bir şey yapmadın, akıl başına gel artık! Gelecek yıl üniversiteye girmek gerekiyor!

Deyim ‘Быть не в своей тарелке’ doğrudan tercümesi ‘Tabağında olmamak’ olan bu ifade; kendini rahatsız ve konforsuz bir vaziyette hissetmek/ bulunmak. Türkçe karşılığı 'Yabancılık çekmek'tir.

Bilinmeyen bir durumda güvensizlik ve rahatsızlık.

İfadenin kökeninin hikâyesi 18. Yüzyılın ikinci yarısında başlar. İfade Fransa’dan gelmiştir. Ve Fransızca «etre dans son assiette» ifadesinin orijinalinin yanlış çevirisinden ortaya çıkmış olması şaşırtıcıdır. Bu ifadeyi “kötü, istenilmeyen bir durumda olmak” olarak çevirebiliriz. Fakat “assiette” kelimesi birden fazla anlama sahip ve bunlardan biri ise “tabak”. Çeviride hata yapan kişi Rusçayı yeni bir ifadeyle zenginleştirmiştir.

İlginçtir ki ifade dönemin birçok yazarı tarafından sevilmiştir ve ifadenin eserlerde kullanımı çok yaygınlaşmıştır.

Örneğin: На встрече философов Антон никого не знал, не понимал то, о чём они говорят и чувствовал себя не в своей тарелке. / Filozofların toplantısında Anton kimseyi tanımıyordu, konuşmaları da anlamıyordu ve yabancılık çekiyordu.

TOP